Hollywood usulü ‘cinsel ilişki filmi’

Kerem Akça, bu hafta vizyona giren filmleri değerlendirdi…

14 Ocak 2011 Cuma, 09:03:09
Hollywood usulü ‘cinsel ilişki filmi’  VİDEO

“Aşk Sarhoşu”, dünya sinemasında yaklaşık 40 yıl önce “Paris’te Son Tango” ve “Duygu İmparatorluğu” ile varlığını hissettirmeye başlayan ve sürekli ‘Sanat mı? porno mu?’ konusunda tartışma açan bir alanın Hollywood mensubu. Ama iş büyük stüdyoya sıçrayınca, bu ‘cinsel ilişki filmi’ formülünün etrafı romantik-komedi ve duygusal-dram ile sarılmış ister istemez. Bunlara “Kuşatma”, “Kanlı Elmas” gibi filmlerin muhafazakar yönetmeni Edward Zwick imzası da eklenince, modern toplum hastalığı ‘seks arkadaşlığı’na bakış ahlakçı bir inceleme getiriyor karşımıza. Cinselliğin filmin orijinal ismine istinaden ‘alışkanlık’ yerine koyulması ise buradaki yatak kimyasını tutturma becerisine karşın, John Curran, David MacKenzie gibi ilişki meselesine hakim yönetmenlerin mumla aranmasına yol açıyor. Yine de Hathaway ve Gyllenhall’ı cesaretlerinden dolayı takdir etmeliyiz. Tutku, seks arkadaşlığı ve modern ilişkinin tanımını yapmayı beceriyorlar öyle ki.

Erkek çok çapkındır. Önüne gelenle yatmaktadır. Bir süre sonra ise ‘hayatının kadını’ ile tanışır. Bunun da sebebi kadının aynen erkek gibi hiç bir şeyi umursamadan ‘gecelik ilişki’ ya da ‘anlık mutluluk’ peşinde koşmasıdır. Aslında bu cümleleri görünce rahatlıkla bir Amerikan romantik-komedisinin içinde olduğunuzu düşünebilirsiniz. Ancak Jamie Reidy’nin romanından sinemaya uyarlanan “Aşk Sarhoşu” (“Love and Other Drugs”, 2010), öyle bir eser değil.

Romantik-komedi görünümlü cinsel ilişki filmi

Filmi ilk yarım saatini izleyip iyi oyunculuklu (bu konuda Oliver Platt’e de çok şey borçlu) bir romantik-komedi veya son yarım saatine bakıp ölümcül hastalığın yakaladığı dramatik damar ile yürüyen bir duygusal-dram olarak idrak etmek mümkün. Ancak burada esas yapılmak istenen ‘cinsel ilişki filmi’ adlı, dünya sinemasında fazlalıkla uygulandığına tanıklık ettiğimiz o ilişki filmi formülü.

Elimizdeki eserin esas hedefi de zaten cinsel ilişki ile başlayan bir kadın-erkek etkileşiminin, bu diyalogsuzluk sonucunda nasıl bir yere varacağını incelemek. Bunun devamında da amaç; tutkunun mu, aşkın mı, sevgisizliğin mi yoksa evliliğin mi galip geleceğini masaya yatırmak.

Aslında sözünü ettiğimiz şey, o bildiğiniz ‘yasak aşk’ın izini süren ve üç kişinin etrafında dönen aşk filmlerinden değil. Aksine günümüz toplumunda kendine ‘seks arkadaşlığı’  (fuckbuddy) olarak yer bulan ve Hollywood’da da son bir-iki yılda (Bkz. Geçen yılki “İlişki Durumu: Karmaşık”) romantik-komedilerin içine sızan bir kavramın getirdiklerine odaklanmaktan bahsediyoruz.

Dünya sinemasındaki örneklerinden uzakta, ancak bilinçsiz de değil

Lafı daha fazla uzatmadan “Aşk Sarhoşu”nun Bernardo Bertolucci’nin “Paris’te Son Tango”su (“Ultimo Tango i Parigi”, 1972) ve Nagisa Oshima’nın “Duygu İmparatorluğu” (“Ai No Korida”, 1976) ile 1970’lerde sinemaya giren bu formülün yeni bir mensubu olduğunu söyleyelim.

Ancak o zamandan bu yana geçen süreçte üretilen “Damage” (1992), “Praise” (1998), “Mahremiyet” (“Intimité”, 2001), “9 Şarkı” (“9 Songs”, 2004) ve “Anne” (“The Mother”, 2003) gibi başarılı örneklerden biriyle yüzleşmediğimiz gerçeği de ortada.

Yine de bu konudaki uygulamalarda seks dozunu fazla kaçırıp pornoya yaklaşan “Lies” (“Gojitmal”, 1999), “Lie With Me” (2005), “Cehennemin Anatomisi” (“Anatomie de l’Enfer”, 2004), “Sır” (“Le Secret”, 2000) gibi başarısızlık abidelerinden olduğunu söylemek de zor.

Yatak kimyasını tutturma konusunda dersine iyi çalışmış

İşin doğrusu yönetmen Edward Zwick, cinsel ilişkiyi yansıtma açısından dersine çalışmış ve işi kitabına göre yapmış. Anne Hathaway ile Jake Gyllenhall’ın da bu doğrultuda cesur sahnelerde rol almaktan gocunmadığını itiraf etmek boynumuzun borcu. Bu noktada ‘tensel uyum’ ve ‘yatak kimyası’ konusunda yukarıdaki örnekleri aratmayan bir çalışma olduğunu belirtelim.

Ancak burada esas problem oradan çıkmamış. Zaten bu ikilinin tutkusunu ele alırken girilen yollar ve ‘Aşık mıyım değil miyim?’, ‘Cinsel olarak tahrik olmama bu durum engel olacak mı?’, ‘Onunla ilgili bir şey bilmiyorum ama onu seviyorum’ gibi konular da iyi incelenmiş. Yani aşk, sevgi, tutku ve bağlılık temalarını kavrayan derinlikli meselerin son yarım saatteki ‘melodramatik’ düzlüğe kadar işlediği söylenebilir.

Safkan Amerikan milliyetçisinin ilişki filminde işi ne?

Fakat daha önceden genelde ‘gerçek hikaye’ uyarlamalarını çarpıtıp milliyetçi ve muhafazakar görüşlerine alet ettiğini bildiğimiz Edward Zwick belli ki, bu konuya ideolojik yaklaşım açısından yanlış bir seçim olmuş. Zira şu zamana kadar sadece “About Last Night…”ta (1986) gençlik filminin içinde ‘ilişki’ konusuna girmişti yönetmen.

Zaten bu formülü uygulayan isimlerin genelde Louis Malle, Bernardo Bertolucci, Nagisa Oshima, Michael Winterbottom gibi sistem karşıtı ve kendilerine özgü dünyalarıyla markalaşan isimler olduğunu görmek mümkün. Zwick ise öyle biri değil. “Son Samuray” (“The Last Samurai”, 2003), “Kuşatma” (“The Siege”, 1998), “Kanlı Elmas” (“Blood Diamond”, 2006) gibi gerçek hikayelerden politik söylemler çıkaran bir sinemacı kimliği var. Üstüne üstlük bunların da ‘muhafazakar’lığıyla sürekli tartışma konusu olmuş bir isim kendisi. Bu durum da filmin gerçek anlamda Amerikan izleyicisinin ahlaki bakış açısına göre üretildiğini ispatlıyor.

Seks arkadaşlığı modern toplumun gereklerinden biri değil midir?

Bir noktadan sonra öyle bir duruşa hapsolup özdeşleşme yapılan kadın karaktere ‘hastayım ben’, erkek karaktere ‘mesleğimi sürdürmem lazım’ motivasyonunu yüklemesini sağlıyor. Bu da seks arkadaşlığı adlı günümüzdeki hakim kavramdan uzaklaşılmasını sağlamış.

Belli ki 20th Century Fox, yönetmen tercihi yaparken ‘seks arkadaşlığı’nın yanlış bir şey olduğunu anlatan bir film yapmak istemiş, bunun yanında o kavram ışığında gelen derinlikli meselenin de ‘komedi’ ile bertaraf edilmesini amaçlamış.

Komedi türükleriyle dağıtılan ve basite indirgenen bir tema

Bu amaç ışığında, Gyllenhall’ın cinsel anlamda biraz geride kaldığı için ‘sakarlık’lar yapan kardeşi hikayeye yapıştırılmış. Onun katkısıyla ise ilk yarım saatteki klişe çapkın tripleriyle yoğrulan romantik-komedi yakışıklısı Gyllenhall’ın bu tavrının üzerine, tür adına yeni bir ‘eğlence’ potansiyeli daha eklemlenmiş.

Tabii o ‘çapkın’ tiplemenin de “101 Sevgili” (“Sex and Death 101”, 2007) ve “Çapkın” (“Spread”, 2009) gibi tür alanının son dönem örneklerindeki karakterler kadar iddialı olmaktan ziyade ‘klişe’ bir kimliğe bürünüp Fox’un anlayışına ayak uydurduğu söylenebilir. Ancak proje, şirketin bağımsız kolu Fox Searchlight’a kaysaydı, kuşkusuz adını verdiğimiz isimlerle daha iddialı ve bu konuda fikir sahibi bir eser çıkardı karşımıza. “Aşk Sarhoşu” ise gerçek anlamda konuyla ilgili kendini dizginleyen bir yapıt olmuş.

İlişki meselesinden anlayan bir yönetmen şartmış

Zaten burada ‘cinsel ilişki filmi’nin içindeki seks arkadaşlığı kavramının devreye girmesi ile bunun sevgililiğe kayması arasındaki uzun süre de daraltılmış gibi duruyor. En azından bir bağımsız şirket ve John Curran, David MacKenzie gibi cinsellik yoluyla bir şeyler anlatma becerisine sahip yönetmenler; bunu farklı bir boyuta taşıyabilirlerdi. Ondan eminiz.

Ancak yönetmenlik koltuğunda Zwick oturunca bir şekilde ‘Ölümcül hasta olduğu için seks arkadaşlığı yapmak isteyen bir kadın’ ile ‘mesleği viagra satmak olduğu için seks arkadaşlığı yapan adam’ın ilişkisine dönüşüyor eldeki elektriklenme. Bu da seks arkadaşlığını sağlıksız kişilerin yaptığı bir şey olma konumuna iterken, parkinson hastalığı mağduru kadın karakterin bu ‘duygusal’ ya da ‘hüzünlü’ motivasyonuyla birlikte de hikaye yapısındaki ahlak, tutku, şehvet, sadakat, sağduyu, bağlılık gibi kavramlar yerle bir oluyor.

Evlilik dışı ilişkiye ahlakçı bir yaklaşımı var

Halbuki John Curran’ın “Praise”de egzama hastası bir kadının normal bir adam ile yaşadığı seks arkadaşlığını anlatırken, steril, dengeli ve cüretkar tavrıyla doğru mesajlar verdiği görülebiliyor. Yani ortada bir ‘defo’ olduğunda, ille de duyguları sömürecek bir yol bulmak da şart değil.

Üstelik bu durum Zwick’in “Aşk Sarhoşu”nun dramatik çatısını ‘zevk için seks yaparsan sonun iyi olmaz’ gibi ciddi ciddi ahlakçı bir söylemin üzerine kurmasını sağlıyor. Yönetmen, bunu seyircinin bilinçaltına hiç de doğru olmayan bir yoldan yerleştirerek, ‘Tanrıcı ders verme aracı’na çeviriyor.

Cinsellik, uyuşturucu gibi bir alışkanlık ya da bağımlılık mıdır?

Öyle ki seks ve aşk daha çok orijinal isimden de anlaşılacağı üzere bir ‘alışkanlık’ ya da ‘bağımlılık’ olarak görülüyor burada. Bu da aslında Zwick’in ahlakçı bakış açısının bir sonucu. Zira buradaki aşk, evlilik öncesi seks ile başladığı ve o noktada devam ettiği için onu uyuşturucu konumuna itmek son derece basit bir yöntem, özdeşleşmek isteyen izleyicinin bilinçaltına ‘tutuculuğu’ yerleştirmek için.

Ancak buradaki ‘Aşk ve diğer ilaçlar’ isminin varlığının da bu duruma destek çıktığı söylenebilir. Yani hayatın gereği seks, bir şekilde alışkanlık olarak gösteriliyor. Üstelik ortada onu yozlaştırabilecek bir hayat kadınlığı veya gigololuk mesleği de yokken!

Anlayacağınız karşımızda romantik-komedi ve duygusal-dramdan kırma bir cinsel ilişki filmi olunca, bu formülü başarıyla uygulayan yönetmenleri mumla arıyoruz. Ancak Edward Zwick’in de işçilik, kimyayı tutturma, tempo ve dramatik tansiyon açısından takdir edilmesi gerek. Öyle ki Hollywood’un içinde bu kadar yüksek ‘cinsel oran’ bir hayli fazla. Her ne kadar söylediğimiz şey, ‘tutucu’ bir kalibreye sokulmuş olsa da. Yani işi ileri götürüp ‘Nagisa Oshima sırtından vuruldu’ demek falan söz konusu değil.

FİLMİN NOTU: 5.5

Etiketler: